İstanbul Öne Çıkıyor Ama Anadolu da Acil

İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Deprem Mühendisliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Salih Yılmaz, Türkiye'deki kentsel dönüşüm çalışmaları ve depreme karşı binaların güçlendirme çalışmaları hakkında açıklamalarda bulundu. Yılmaz, bu tartışmalarda Türkiye'de 10 milyon civarı binanın sadece 1,5 milyonunu kapsayan İstanbul'un ön plana çıktığını ancak sorunun büyük kısmının, Anadolu'ya yayıldığını kaydetti.

Güçlendirme için zamanımız var

Egemetro Gazetesi'nin 31 Aralık 2015 sayısında yer alan haberde; 10 milyon binayı ele almanın çok ciddi zaman gerektirdiğini ifade eden Doç. Dr. Yılmaz, "Aslında zaman da var. Çünkü deprem hemen yarın olacak değil. A şehrinde belki 1 yıl sonra olacak, başka bir şehirde 15 yıl sonra olacak. A şehrini kurtaramazsak bile, başka şehirlerdeki binalar kurtarılabilir. Dayanıksız binalarımızın bir kısmının yıkılması, ya da güçlendirilmesi gerekiyor." dedi.

Depremi uzak tehdit görmeyin

Kamudaki binaların deprem dayanımlarının incelenmesinin "Kentsel Dönüşüm Yasası" ile daha hızlı ilerlediğini vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz, yaşanan depremler sonrasında özel mülkiyetlerde duyarlılığın arttığını, sonrasında ise sorunun ötelendiğini söyledi. Doç. Dr. Yılmaz, "Ciddi can kayıpları, çok katlı binalarda oluyor. 100 metrekarelik bir dairenin güçlendirme maliyeti ortalama 10-12 bin TL'yi geçmez. Bu can güvenliği için harcanabilir bir para. İnsanlar araba alırken güvenlik için ABS, hava yastığı arıyor. Kişi her arabasına bindiğinde "kaza yapabilirim" diye düşünüyor ama depremi uzak tehdit görüyor. Deprem sonrası duyarlılık artıyor ama süreklilik arz etmiyor" diye konuştu.

Sahile-manzaraya bakmayın!

"Deprem belki 30 sene sonra, belki de yarın olacak" diyen Doç. Dr. Yılmaz, büyük acılar yaşamadan binaların depreme dayanıklılık testinin yaptırılmasının, dayanıksız yapıların da güçlendirilmesinin gerekliliğini vurguladı. Doç. Dr. Yılmaz, yapılar hakkındaki doğru bilinen yanlışları da açıkladı. "Yeni bir yer alırken depreme dayanıklılığına bakılmalıdır. Sahile yakın, ya da manzarası güzel diye mülk edinmeyin. Uzman görüşü alarak bilimsel temellere göre davranın. Demirini fazla fazla koydurdum mantığı da, bütün binalar göçse benimki göçmez mantığı da yanlış. Fazla demir de binanın göçmesine neden olur. Her bina hasar görür. Depremde hasar görmeyen bina tasarlamak mümkün değil. Çok katlı bina da yıkılabilir, 1-2 katlı yapı da yıkılabilir. Önemli olan göçmeye neden olan hasarları önlemektir." dedi.

2000 öncesi yapılanlarda risk büyüyor

"Güvenli semtler-güvensiz semtler" ayrımının da yanlış olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz, "Çünkü binalar göçüyor, semtler göçmüyor... Ama sahil bandındaki dolgu zemin üzerindeki yapılar, 2000 yılından önceki eski binalar, ekstra riskler taşıyor. Bu risklerden uzak durulmalı. Bir de "radye temelli binaysa iyidir" yaklaşımı var. Oysa radye temelliyse, yapının zemini kötüdür... "Kaya zeminse iyidir" yaklaşımı da yanlış. Zemininiz kayalık olabilir ama beton dayanımı kötüyse, teknik bilgiden uzak yapıldıysa, bina yine çöker." diye konuştu.

Müteahhit kadar, mühendis de sorumlu

Türkiye'de büyük depremler sonrasında ön plana suçlu olarak müteahhitlerin çıktığını, oysa perde arkasında çalışan mühendislerin de suçta sorumluluk sahibi olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Yılmaz, "Müteahhitin teknik bilgisi olmaz. Binalarda çalışan, denetimini yapan, projesini hazırlayan mühendisler var. Onların sorumluluğu da büyük... İnşaat sektörü ciddi finansman gerektiren bir sektör. Müteahhit işin finans kısmını sağlar. Herkesin müteahhit olduğu bir ülkede yaşıyoruz" şeklinde konuştu.